Çekmeköy Öyküm+90 533 220 80 00
Bağcılar Öyküm+90 532 652 97 10

İndirimli kayıt fırsatı devam ediyor. Kontenjanlarımız sınırlı. Ziyaret planlayın

Ana sayfa / Aile Okulu

Okul Öncesi Eğitimin Çocuğa Katkıları

Bilim köşesinde teleskop ve dünya küresiyle inceleme yapan çocuklar

Okul öncesi eğitimin çocuklar, aileler ve toplum açısından sayılamayacak kadar çok faydası vardır. 0-6 yaş arasını kapsayan erken çocukluk dönemi çocuğun en hızlı ve etkin geliştiği dönemdir. Beyin yapısı ve fonksiyonlarının %65’i 0-4, %95’i 0-6 yaş aralığında gelişimini tamamlamaktadır.

Erken çocukluk dönemindeki deneyimler beynin çalışma biçimi için temel niteliğindedir. Çocuğun uyaran ile temas ettiği, uyaran nesneyi dönüştürdüğü, elleri ile aklını bir hedef doğrultusunda koordine hareket ettirdiği, bu süreçte çevresi ile etkileşim kurduğu her an çok ama çok kıymetlidir. Bu nedenle okul öncesi eğitimi alan çocuklarda okul başarısı çok daha yüksektir.

Okul öncesi eğitim sosyal ve duygusal gelişimi destekleyerek, yetişkinlik döneminde kişilerin daha üretken, verimli, girişken, risk almaktan korkmayan bireyler olmalarını ve sahip oldukları potansiyeli tam olarak kullanmalarını sağlar.

Olumlu bir okul öncesi sürecinde, çocukların gelişimlerinin tüm alanlarında potansiyellerini en iyi şekilde değerlendirmeleri ve bireysel farklılıklarıyla ilgili ipuçları vermeleri beklenir: Güçlü yanları, zayıf yanları, yetenekleri, ilgi alanları… Farklı ölçüde de olsa her çocuğun yaratıcılığının gelişmesi, problem çözme becerilerinin olumlu yönde ilerlemesi, yaşına uygun düzeyde bağımsız hareket edebilmesi, iletişim becerilerinin gelişmesi ve kişiliğinin yapılanması ile ilgili ilk sağlam adımların atılması beklenir. Bunlar yaşamlarının sonraki tüm süreçlerini etkileyecek kazanımlardır.

Froebel’in deyişiyle: “Okul öncesi eğitimin amacı, öğrenmeye ilgi uyandırmaktır.” İlgi, merak, keşfetme arzusu çocuğun “bilgi” ile saygılı, içsel, kendiliğinden bir ilişki kurmasını, bilgiyi kendi özellikleri ve öğrenme stilleri doğrultusunda ve olağan süreçlerle edinmesini sağlar. Bilgi ile bu şekilde kurulan bağda “zor”un yeri yoktur.

Okul öncesi eğitimin en önemli kazanımlarından biri bağımsız hareket edebilme ve özgüven duygusudur. Çocuk kendini tanıdıkça, kişisel özelliklerini keşfettikçe, yapabildikleri, bilgi ve becerileri arttıkça, kendini ifade edebildikçe, kendini geliştirmesi için gereksindiklerini keşfettikçe hatta bir kısmını kendisi karşılayabildikçe, her geçen gün daha iyi bir iletişim kurabildikçe özgüveni gelişir. Özgüven sağlam bir kişiliğin ve sağlıklı bir bireyin yapı taşıdır.

Bir çocuğun büyümesi, kendiyle barışık, kendinden hoşnut yetişkin bir birey olması; o bireyin ailesi, yakın çevresi ve yaşadığı toplumla da barışık ve olumlu ilişkiler içinde olması, hayata yansıyan değerler üretmesi çok uzun ve zorlu bir süreç. Ebeveynler olarak bu sürecin hemen her anında doğru kararlar almak, kararlarımızda tutarlı davranmak, doğru olmadığını düşündüğümüz süreçleri hızlıca ve kararlılıkla değiştirmek; her zaman dikkatli ve özenli olmakla sorumluyuz.

Bu yazıda “dikkatli” ve “özenli” olmamız gereken çok önemli iki konuya değiniyoruz: Sorumluluk alma ve teknoloji tüketimi.

Sorumluluk alma: “Yapabileceğim her şeyi yapmama fırsat verin!”

Çocuklarımızın yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun olarak yapabilecekleri her şeyi kendilerinin yapması çok kıymetli ve gelişimleri için zaruridir. Bazen acelemiz olduğundan, bazen sabırsızlıktan, bazen etraf kirlenmesin diye, bazen onları korumak adına… Onların yapabileceği ve yapması gereken o kadar çok şeyi biz yapıyoruz ki… Bunu yaparken gelişimleri için çok elzem fırsatları da esirgemiş veya ertelemiş oluyoruz aslında. Yeni bir yıla başlarken çocuklarımızla birlikte, öz değerlendirmelerine başvurarak kontrol listelerimizi oluşturalım ve onların “sorumlu” davranma haklarına saygı gösterelim. Sorumluluklarını yerine getirmek büyümelerine ve gelişmelerine sunabileceğimiz, sunmamız gereken çok önemli bir katkıdır. Çocuğu desteklemek onun yerine yapmakla değil, onun yapmasına fırsat vermekle mümkündür.

  • Giysilerimi giyip çıkarabilirim.
  • Ayakkabılarımı giyip çıkarabilirim.
  • Yemeğimi yardımsız yiyebilirim.
  • Çatal, bıçak, kaşık ve peçete kullanabilirim.
  • Tabağıma yemek koyup kendim taşıyabilirim.
  • Tuvaletimi yardımsız yapabilirim.
  • Ellerimi ve yüzümü yardımsız yıkayabilirim.
  • Temizlik malzemelerini kullanabilirim.
  • Saçlarımı kendim tarayabilirim.
  • Oyuncaklarımı toplayabilirim ve onları düzgün bir şekilde düzenleyebilirim.
  • Odamı düzenleyebilirim.
  • Giysilerimi katlayıp dolabıma yerleştirebilirim.
  • Evimizi ve çevremizi temiz tutabilirim.
  • Sofrayı hazırlayıp kaldırabilirim, masayı düzenleyebilirim.
  • Eve gelen misafirlere ikram yapabilirim.
  • Küçük kardeşimi oyalayabilir ve beraber oyunlar oynayabilirim.
  • Yaşıma ve gelişimime uygun ağırlıklar kaldırabilirim.
  • Belirli mesafeleri sizlerle birlikte yürüyebilirim.
  • Yorulduğum zaman oturup dinlenmesini bilirim.
  • Bana ev içinde ve dışında verilen bir görevi yerine getirebilirim.
  • Kendimi tehlike ve kazalardan koruyabilirim.
  • Evimizde, okulumda, parkta davranışlarımı kendim ve çevrem için zarar vermeyecek şekilde düzenleyebilirim.
  • Olumlu bir iletişim ve etkileşime cevap verebilirim; kendim başlatıp sürdürebilirim.
  • İletişim kurarken söz ve davranışlarımda nezakete yer verebilirim.
  • Alışveriş sürecine katılabilirim; olumlu tüketici davranışları edinebilir ve gösterebilirim. Belli başlı ürünlerin fiyatını öğrenebilirim.
  • Yaşıma uygun harçlığımla ilgili olumlu seçimler yapabilirim.
  • Sizleri işlerinize uğurlarken ve günlük yaşamda emeğe saygılı davranabilirim.
  • Gelişimim açısından uygun bulmadığınız etkinliklerden, tutum ve davranışlardan uzak durabilirim.

Çocuklarda teknoloji tüketimi

TV, tablet, telefon gibi teknolojilerin çocuklara kaybettirdikleri

Sessiz bir ev… Gürültü etmeyen çocuklar… Hiç dağılmamış eşyalar… Çizdiğimiz bu tablo ebeveynler için ne kadar konforlu görünüyor değil mi?

Pek de doğal olmamasına rağmen son zamanlarda çocuklu hemen her evde durum bu! Tüm çocukların elinde ya tablet var ya da akıllı telefonlar.

Genellikle çocukların koşuşturması, gürültüsü, kavgaları veya taleplerinden bunalan ebeveynlerin kaçış noktası olan tablet ve telefonlar, çocukların oynaması gereken oyunların yerini alarak adeta onları sanal bir dünyanın içine çekmeye başladı. Kısa vadede yorgun ebeveynlere konfor sağlasa da tüm bu teknolojiler uzun vadede son derece zararlı.

Teknolojik aletler, aile içindeki iletişimi azaltır.

Çocuğun anne ve babasıyla oyun oynayarak kuracağı iletişim onun duygu dünyası ve sosyal duygusal gelişimi için hayati önem taşır. Ama ekran tüketimi çocuğun ebeveynleriyle oyun, iletişim ve etkileşim gereksinimini daha doğrusu olanağını azaltır. Anne ve babası veya akranlarıyla beraber ya da oyuncaklarıyla tek başına ‘oynayan’ çocuğun paylaşımları azalır. Ekran pazarlığı zaman içinde çocuğun ebeveynleriyle iletişimindeki temel konu ve giderek temel çatışma hâlini alır.

3 yaşından önce hayal dünyasının gelişmesi ama hayal ve gerçek arasında doğru ve anlamlı bir ilişki kurulması çok önemlidir. Ekran tüketimi hayal-gerçek köprüsünün kurulmasına zarar verir; gelişimsel riskleri ve gelişimsel problemleri olan çocuklarda süreci olumsuz yönde tetikler.

Dil ve konuşma gelişimini sekteye uğratır.

3-6 yaş arasında, beynin nesneleri üç boyutlu olarak algılamayı başarması için yoğurma materyalleriyle oynamak gibi geleneksel yöntemlere ihtiyaç vardır. Teknolojik aletlerle meşgul olmak çocuklarda boyut kavramının gelişmesini geciktirir.

Özellikle 6 yaşından önce akıllı telefon ya da tabletle oynayan çocukların öğrenme kapasiteleri ‘sürekli tekrarlayan’ oyun sistematiği sebebiyle zamanla azalır.

Uzun ekran süreleri gerçek dünyada, gerçek bireylerle sosyal ilişkiler kurup geliştirme becerilerini zedeler.

El becerileri gelişimini olumsuz etkiler.

Çizgi film ve oyunlardaki karakterler neredeyse tüm özellikleriyle çocukları olumsuz kişilik özelliklerine, tutum ve davranışlara yönlendirir, çocukça olmayan duygularla, durumlarla ve varlıklarla tanışmalarına vesile olur.

  • Tutum ve davranışlar: Mızıkçılık, nispet, kabalık, sözlü zorbalık, sır verme tutma, gizleme, şiddet.
  • Çocukça olmayan duygular: Kıskançlık, korku, endişe, suçluluk, öfke.
  • Çocukça olmayan durum ve varlıklar: Bir bireyi zor durumda bırakmak, zorbalık veya şiddet uygulamakla ilgili hayal kurmak, dramatik oyunlarda veya oyuncaklarla kurulan oyunlarda kaza, yaralama ve ölüm, yaralama veya ölüme sebebiyet vermek ya da yaralamak-öldürmek, öldürülmekten kurtulmak, kaçmak, sığınmak, gizlenmek, yalan söylemek, akranını yalan söylemeye yönlendirmek, zombi, vampir, canavar, hayalet, cin yaratıklarla ve onlarla ilişkili eylemlerle ilgili korku ve endişeler duymak ve bunları akranlarına yönlendirmek, kedi-köpek gibi gerçek canlılara bu yaratıklarla ilişkili eylemler atfetmek…

Çocuğun teknolojiyle bu düzlemde ilişki kurmasının dolaylı sonuçları da vardır: Zedelenmiş ruh sağlığı, teknoloji tüketiminden tecrübe edilen endişe ve korkular neticesinde uyku zamanında artan hırçınlık, huzursuzluk, sıkça uyanma, mutsuz uyanma, uyku konforu ve sağlığının bozulması. Çocuğun engellenmesi kaygısıyla ekran tüketimi süreçlerinde edindiği endişe ve korkuları ebeveynleriyle paylaşamaması neticesinde uykudan kaçınmasını makul gösterecek hayali yaşantılar üretmesi.

Tüm bunların yanında, sanal ortamlarda çocukların gerçek bireylerle, çevrimiçi uygulamalarda kamera ve ses kaydı alınması riskiyle karşı karşıya kalması; dolandırıcılık, taciz, istismar gibi tehlikelere maruz kalma olasılığı çok yüksektir.

Teknolojik oyunlarda çok kolay şekilde ‘kazanmayı’ öğrenen çocuk, gerçek hayatta istediği şeyleri elde etmek için çaba göstermekten kaçınıp aynı kolaylığı arar ve bulamayınca ciddi anlamda hayal kırıklıkları yaşar. Yanı sıra hep “kazanmak” ister; hiç çaba sarf etmese de, hiç hak etmese de hep kazanmak ister. Başkalarıyla beraber değil bireysel olarak, tek başına kazanmak ister, kaybetmeye tahammül edemez.

Teknolojik oyunlar “can sıkıntısı”nı kolayca ve uzun sürelerle giderir. Oysa “can sıkıntısı” çocuk ve yetişkin bireylerin gelişimlerinde önemli bir yer tutar. Hazır oyuncaklardan, günlük rutinlerden sıkılan çocuk ancak yeterince sıkıldığında sıkıntısını nasıl giderebileceğini düşünmeye başlar. Düşündükçe mevcut oyuncaklarının hiçbirine gereksinim duymadığı veya onları dönüştürmesini gerektirecek oyuncaklar ve oyunlar keşfeder: Şimdi yaratıcılık zamanıdır! Pipetlerden, kâğıt ve ambalaj artıklarından gemiler yapar; bazılarının battığını, bazılarının yüzdüğünü fark eder, farkın malzemenin niteliğinden kaynaklandığını anlar, başka başka malzemeler dener vs. vs. Bu süreçte başka uyaranlar, o uyaranlarla ilgili başka keşifler, o keşiflerle ilgili başka fırsatlar ve deneyimler ortaya çıkar.

Teknolojik oyunların bir başka olumsuz tarafı çocuğun teknolojinin hem kaçınılmaz hem de yaratıcı, kolaylaştırıcı, öğretici, geliştirici, gerçek işlevlerini öğrenme ve kullanma fırsatını kaçırmasıdır. Onlar hep teknolojinin tüketicisi olarak kalırlar, üretici tarafa geçemezler.

En göz ardı edilen zararlarından biri de ergonomik problemler üretmesidir. Omurga sistemi başta olmak üzere boyun fıtığı, parmak hassasiyeti ya da kamburlaşma eğilimi gibi rahatsızlıklara neden olabilir. Bunun nedeni çocukların kafa ağırlıklarının daha doğrusu kafa beden ağırlık oranının yetişkinlere göre daha fazla olmasıdır. Ayrıca parmakların gelişiminin henüz tamamlanmaması sebebiyle el ve parmaklarda da fiziksel sorunlar ortaya çıkabilir.

Teknolojik oyunlar dikkat eksikliği, hiperaktivite, davranış problemlerine yol açabilir; riskli çocuklarda tetikleyici bir neden olduğu gibi sağaltılmasını da engelleyebilir.

Çocukların teknoloji tüketimi topyekûn engellenmeli mi? İlkokuldan itibaren elbette hayır. Ama bu süreçten sonra da çocukla teknolojiyi ne için, ne şekilde, ne kadar süreyle kullanabileceği, teknolojiden nasıl yararlanabileceği ayrıntılı bir şekilde konuşulmalı, teknoloji tüketimi ile ilgili riskler hakkında bilgi verilmeli, teknoloji kullanımıyla ilgili kurallar (hangi uygulamaları, ne şekilde, ne süreyle kullanabileceği gibi) neden-sonuç bağlamı içinde çocukla birlikte belirlenmeli, kuralların ihlal edilmesi ile ilgili yaptırımlar yine neden-sonuç bağlamı gözetilerek beraberce belirlenmelidir. Aile çevrim içi riskleri önlemekten; kamera kapatma, filtreleme gibi önlemleri almaktan, gerçek “yabancı” kişilerle iletişim kurulmasını önlemekten de sorumludur.

Ebeveynler çocukların teknolojik oyunlar konusundaki isteğine ve ısrarına karşı ne yapabilir? Kural koyabilir, kurallar konusunda tutarlı ve kararlı davranabilir. Bu, çocuklarla ilgili istenmedik tutum, davranış ve süreçleri bertaraf etmenin ve istendik tutum, davranış ve yaşantıların sağlanmasının biricik yoludur ve gerçekleştirilebilir.

Bunu sağlamak aile dinamiğini tümden ve olumlu bir şekilde değiştirip dönüştürecektir.

← Aile Okulu’ndaki tüm yazılar